Geleceği İnşa Etmek: Karnedeki Notlardan Daha Fazlası
Geleceği İnşa Etmek: Karnedeki Notlardan Daha Fazlası
Her sabah okulun kapısında öğrencilerimi karşılarken zihnimden hep aynı düşünce geçer: Bu çocukların hangisi ileride sadece başarılı birer meslek sahibi olacak, hangisi gerçekten “iyi bir insan” olarak anılacak? Bir eğitimci ve okul kurucusu olarak şunu biliyorum ki; bir çocuğa matematiğin en zor formülünü öğretmek, ona sarsılmaz bir karakter kazandırmaktan çok daha kolay.
Bugün hepimiz bir yarışın içindeyiz. En iyi puanlar, en yüksek dereceler, en prestijli okullar… Peki, bu koşuşturma içinde çocuklarımızın ruhuna ektiğimiz tohumların ne kadar farkındayız?
Karakterin Sessiz İnşası
Eğitim, okul binasına girince başlayan ve çıkınca biten bir süreç değil. Karakter dediğimiz o sarsılmaz yapı, bir çocuğun kimse izlemiyorken takındığı tavırdır. Biz yetişkinler bazen fark etmeden onlara yanlış bir “hayat başarısı” tarifi yapıyoruz.
Mesela, bir market kuyruğunda öne geçmeyi, trafikte başkasının hakkını gasp etmeyi veya bir işi “kısa yoldan” halletmeyi uyanıklık gibi sunduğumuzda; çocuğumuza aslında hakkı olmayana el uzatmanın mübah olduğunu öğretiyoruz. O çocuk yarın okulda arkadaşının sırasına kaynak yaptığında ya da sınavda haksız bir rekabete giriştiğinde şaşırmamalıyız. Çünkü biz onlara dürüstlüğün bedelini değil, yalanın konforunu göstermiş oluyoruz.
Zorbalık ve Hak Kavramı
Okul koridorlarında bazen şahit olduğumuz o “güç gösterileri”, aslında bir karakter boşluğunun dışa vurumudur. Kendine ait olmayanda hak iddia eden, kendi sesini başkasının sessizliği üzerinden yükselten her çocuk, aslında evde ve okulda eksik kalan bir empatinin sonucudur. “Güçlü olan haklıdır” değil, “Haklı olan güçlüdür” bilincini yerleştiremediğimiz her gün, geleceğin huzurundan çalıyoruz demektir.
Okul ve Aile: Tek Bir Vicdan Hattı
Bir okulun duvarları ne kadar sağlam, teknolojisi ne kadar yüksek olursa olsun; eğer aileyle aynı ahlaki dili konuşmuyorsa o eğitim yarım kalır. Bir çocuk okulda “dürüstlük” üzerine bir söyleşi dinleyip, eve gittiğinde gerçeğin çıkarlara göre büküldüğüne şahit oluyorsa, biz o çocuğa yön veremeyiz.
Bizler sadece ders anlatan öğretmenler veya okul yöneten idareciler değiliz. Bizler, bir toplumun vicdanını inşa eden ustalarız. Çocuğun hakkı olmayanı almaması, dürüstlüğün sarsılmaz bir kural olduğunu bilmesi, alacağı en yüksek sınav puanından çok daha büyük bir başarıdır.
Sonuç:
Yarın çocuklarımız büyüyüp hayata atıldığında onlarla nasıl gurur duyacağız? Sadece kazandıkları paralarla mı, yoksa eğilmeyen başları ve lekesiz karakterleriyle mi?
Unutmayalım ki; bir toplumun çöküşü binaların yıkılmasıyla değil, adaletin ve ahlakın aşınmasıyla başlar. Bizim asıl görevimiz, sadece akıllı nesiller değil; dürüstlüğü hayatının merkezine koyan, vicdanlı insanlar yetiştirmektir. Çünkü dünya, zekasını kötüye kullananlardan yeterince çekti; artık dürüst yüreklere ihtiyacımız var.
Haydar Akbaba
Uzman Eğitimci – Tire Doğa Koleji Kurucusu
